Yunus Emre'nin hayatını hiç bilmiyoruz. Yazılanların ne kadarı doğru bilemiyorum ama kitap son derece akıcı yazılmış. Beni bir de en çok şaşırtan Mevlana, Yunus Emre ve Hacı Bektaş Veli'nin aynı dönemlerde yaşamış olmaları oldu. Birbirileri ile karşılaşmaları da çok güzel anektodlarla anlatılmış.
Kitap Molla Kasım ile tanışmamızla başlıyor. Molla Kasım Yunus Emre'nin yapıtlarının yarısını ateşe, yarısını da suya atar. Daha sonra yaptıgından pişman olan Molla Kasım kitabı meydana getirir.
Moğolların baskınında Yunus Emre'nin oğlu İsmaili Moğollar kaçırır. Yunus Emre zaten babasına hasrettir. Bu nedenle oğlunu senelerce arar. Yunus Emre Derviş olur, ama oğlu babasının onu aradığına inanmaz. Bir cellat yanında yetişir ve onu baba beller.
Kitabın başı yavaş yürürken, sonuna doğru hareketleniyor.
“Dağdan odun getiriyordum. Herkes ona odun diyordu; iki heceyle, OD-UN işte, ateş veren şey…Ama ben onun ilk hecesiyle ilgilendim, ateş olan kısmına, gönüllerde aşkı tutuşturan alevli kısmına, ‘OD’ a talip oldum. Herkes dağa odun için gittiğimi sanıyordu ama ben OD için gidiyordum”(1)
Kitabın arkasından:
Her yazdığı romanla yüz binlerin kalbini feth eden İskender Pala yeni romanı ‘OD’ ile yeniden okurlarını selamlıyor. Od bir Yunus Emre romanı. Gök kubbemizin her zaman parlayan ve hep çok sevilen, şiirleri gönülden gönüle dolup dilden dile dolaşan Yunus Emre, bu kez OD’un ana kahramanı. İskender Pala’nın ilim ve kültür adamı olmasının yanında, yazar kişiliğinin imbiğinden geçirilerek aşkın tahtına bir kez daha oturtuluyor. 13. yüzyılın her bakımdan kavruk ve yanıp yıkılan ortamına Yunus Emre’nin gelişi tarihi atmosfer içerisinde hakiki anlamına kavuşturuluyor. Yıkıntılar ve yangınlar içinden bir gönül ve bir insanlık anıtının inşa edilişi cümle cümle anlatıyor ve elbette kalbe dokuna dokuna yol alıyor. Romanın her sayfasında Yunus’un hamlıktan saflığa geçişi okunuyor.
Biliyorum,
“Biz bu ilden gider olduk,
kalanlara selam olsun,” demişti…
Yine Biliyorum,
“Bizim için hayır dua kılanlara selam olsun.” Demişti…
Ve Sevgili’ye gittiği o geceden sonra adının dilden dile,
Aşkının gönülden gönüle dolaştığını da biliyorum…
Şimdilerde ona kimisi Âşık Yunus, Miskin Yunus…
Derviş Yunus…Varsın onu da desinler.
Ve Türk yurtlarında, onu en çok “Bizim Yunus” diye çağırırlar.
Biliyorum…
Ten fânidir, can ölmez
Çün, gitti geri gelmez
Ölür ise ten ölür
Canlar ölesi değil
0 yorum:
Yorum Gönder